kitaplardan başladı hazırlığa
ve oturmadan daha tahta
kılıcını kuşandı adaletin
ve kaldırdı başını
baktı göğe
alimlerle
ustalarla yürüdü sonra
ve onlara uydu
suyun
toprağın
ve sabanın
ve yaban hayvanlarının
sesini duydu
esnafa baktı
yağ sordu, bal sordu
tarttı hepsini
ve heybesine her birinin
şükrünü koydu
sonra geçti
ordunun önüne
sürdü atını
bin yıllık şehrin üstüne
toprağı incitmeyen erler
ölüme gülümseyen
leventler geldi ardından
aldı onları yanına
onlarla yürüdü
toprağın altında
suyun üstünde
dervişlerin izine
basarak yürüdü..
..ve sonra gemiler
durur mu onlar
onlar da yürüdü
bir anda tepede belirip
Haliç'te suya karıştılar
kimseyle de değil
yalnız kendileriyle yarıştılar
ve serdengeçtiler
kendi açtıkları kapılardan
girdiler bir bir içeri
"Kim var!"
diye bakınmadan sağına soluna
atılıp hemen ileri,
çekti sancağı göndere
bir yeniçeri
ve şehrin kalbinde sipahiler
fatihin kolu, ayağı ve eliydiler
gökten yere inmiş ve yeniden
yükselmiş gibiydiler
devrilirken
devirler,
taşlar ve gülleler
birbirinin
üstüne
ne şövalyeler
ne eflatunun buğusu
küçük bir lokma gibi kaldı önlerinde
Doğu Roma ordusu
Ayasofya da
açınca kapılarını
yepyeni bir çağa
indi atından
hamd edip yüz sürdü toprağa
"o güzel askerler önündeki
o güzel komutan"
ve
tam zamanında
durdurdu ordusunu
yıkmadı
ayağa kaldırdı
Roma'nın doğusunu
tarif edilebilir bir duyguya dönüştü mutluluk
taş döşeli sokaklarında
Konstantiniyye'nin
ve yürürken Sultan içeri
şehrin en büyük kapısından değil
kalbinden girdiğini yazıyordu devrin tarihçileri..
--murat usta--
Mayıs'16/Ankara