uzun bir yoldayız
varamasak da henüz
kendimize
ne biz Ankara'ya benzedik
ne de Ankara bize
ve
yeri
ve zamanı gelmedi diye
söylenmemiş her söz
ve cevaplanmamış her soru
kale gibi durur
belleğimizde..
istemesek de
gözlerimiz arıyor bak
İstanbul'u
galiba
ne galibiyiz biz bu savaşın
ne de topyekün mağlubu
hakim olamadığımız
uzuvlarımız var hâlâ
dört başı mamur bir cümle anlatamaz bizi
ya bir kelime fazlayız
ya da bir kaç harfimiz hep eksik
uzak diyarların yolcusuyduk
ağır geldi beynimiz bedenimize
sonra da böyle burda
karaya vurduk
ve şimdi
tomurcuklanıp da
açamayan günlerimiz kara
duyup da çığlığını
gidemediğimiz her yer
yara bize..
yürüyoruz
sarmak için yaralarımızı
yürüyoruz..
şükür ki
kendimize doğru
belki de bu
yalnızca Ankara'nın uğuru
İstanbul'u
fethedenin de
süngüyle temizleyenin de
kesişmişti bir zamanlar yolu
Ankara'da eski bir kalenin dibinde
o yol
bizi de terbiye ediyor şimdi
ve benzemesek de hiç birbirimize
yürüdükçe alıştık biz Ankara'ya
ve galiba Ankara da bize
Murat Usta
Haziran'17/Ankara
10 Haziran 2017 Cumartesi
4 Haziran 2017 Pazar
KARANLIK
okumadan daha yazılanı
niyetleri okumaya çalışıyoruz
anlaşmazlıklarımız hep bundan
süslü kervanlarımız var
ve hiç biri yetmiyor
bir çocuğu
bir kuyudan çekip çıkarmaya
birini asınca
temize çıkacak her şey
ve
kurşuna dizersek bir kaçını daha
kurtulacak sanıyoruz dünya
sonra da aynı hikayeyi
başka kişileri de içine katarak
baştan başlıyoruz yaşamaya
işte böyle
medet umuyoruz hepimiz
dökülen kandan
yanlış yerde duruyoruz beyler
aydınlanmaması yeryüzünün
işte hep bundan
bir şeytan var, evet var,
ki bu hakikat!
Lakin taşlarken onu
yaralıyoruz birbirimizi beyler!
oluk oluk oldu bak
dökülen kan
o oluklardan sızıyor işte
içimize şeytan
hep arkamızda kalıyor ışık
ya da
başucumuzda dursa da
tozlanıyor üzeri
bulamıyoruz yolumuzu
işte bu yüzden
ne geceleyin
ne de gündüzleri
Murat Usta
Mayıs'17/Ankara
niyetleri okumaya çalışıyoruz
anlaşmazlıklarımız hep bundan
süslü kervanlarımız var
ve hiç biri yetmiyor
bir çocuğu
bir kuyudan çekip çıkarmaya
birini asınca
temize çıkacak her şey
ve
kurşuna dizersek bir kaçını daha
kurtulacak sanıyoruz dünya
sonra da aynı hikayeyi
başka kişileri de içine katarak
baştan başlıyoruz yaşamaya
işte böyle
medet umuyoruz hepimiz
dökülen kandan
yanlış yerde duruyoruz beyler
aydınlanmaması yeryüzünün
işte hep bundan
bir şeytan var, evet var,
ki bu hakikat!
Lakin taşlarken onu
yaralıyoruz birbirimizi beyler!
oluk oluk oldu bak
dökülen kan
o oluklardan sızıyor işte
içimize şeytan
hep arkamızda kalıyor ışık
ya da
başucumuzda dursa da
tozlanıyor üzeri
bulamıyoruz yolumuzu
işte bu yüzden
ne geceleyin
ne de gündüzleri
Murat Usta
Mayıs'17/Ankara
2 Haziran 2017 Cuma
CAN SUYU
Yağmur affetsin
boşuna yağdı
yıllarca üzerimize..
Dağ taş
börtü böcek affetsin
Cezayir, Musul, Yemen,
Tunus, Trablus, Şam affetsin bizi..
tutulmuştu her yanımız
kalkamadık yerimizden
bir türlü ayağa
başkasının da değil
kendi çaktığımız çivilerle
çivilenmiştik yatağa
ve
birbirini yaralamaktan
ne
yaşamaya
vakit bulabilmişti dedelerimiz
ne de aşka
ama
bu çocuklar başka!
Yere düşen nimeti
kaldırır gibi kaldıracaklar
bu milleti ayağa
siz kirletmeyin yeter ki
can suyudur bu çocuklar
bu bereketli toprağa
üzülme
aramızda derin kırıklar var diye
kırgın
kızgın
ve küskün
ve aksi
ve çok yaramaz kardeşlerini de alıp yanlarına
yerdeki kırıntıları toplar gibi
toparlayacaklar bizi
içinden geçenler dünyanın
ayırmıştı
yedi kıtayı birbirinden
sen çekinme
taşlar yeniden oynar
diye yerinden
attıkları her adımda
nezaket ve zarafet var
korkma
mülkün sahibini
tanıyor bu çocuklar
candan bir kale kuruluyor
bu bereketli hilalde
kapatıp da eski defterleri
çalışmak lazım o halde!
toprağın da
ayak uydurması için çağa
"silahlardan değil
kitaplardan başlayıp hazırlığa"
çapalamak gerek her gün
biraz daha
biraz daha..
Murat Usta
Haziran'17/ Ankara
boşuna yağdı
yıllarca üzerimize..
Dağ taş
börtü böcek affetsin
Cezayir, Musul, Yemen,
Tunus, Trablus, Şam affetsin bizi..
tutulmuştu her yanımız
kalkamadık yerimizden
bir türlü ayağa
başkasının da değil
kendi çaktığımız çivilerle
çivilenmiştik yatağa
ve
birbirini yaralamaktan
ne
yaşamaya
vakit bulabilmişti dedelerimiz
ne de aşka
ama
bu çocuklar başka!
Yere düşen nimeti
kaldırır gibi kaldıracaklar
bu milleti ayağa
siz kirletmeyin yeter ki
can suyudur bu çocuklar
bu bereketli toprağa
üzülme
aramızda derin kırıklar var diye
kırgın
kızgın
ve küskün
ve aksi
ve çok yaramaz kardeşlerini de alıp yanlarına
yerdeki kırıntıları toplar gibi
toparlayacaklar bizi
içinden geçenler dünyanın
ayırmıştı
yedi kıtayı birbirinden
sen çekinme
taşlar yeniden oynar
diye yerinden
attıkları her adımda
nezaket ve zarafet var
korkma
mülkün sahibini
tanıyor bu çocuklar
candan bir kale kuruluyor
bu bereketli hilalde
kapatıp da eski defterleri
çalışmak lazım o halde!
toprağın da
ayak uydurması için çağa
"silahlardan değil
kitaplardan başlayıp hazırlığa"
çapalamak gerek her gün
biraz daha
biraz daha..
Murat Usta
Haziran'17/ Ankara
Kaydol:
Yorumlar (Atom)