bin dokuz yüz on sekiz
yaşamak
inanılmaz bir fikir gibi duruyordu
Konstantiniyye*'nin caddelerinde
ve çözülüyordu bir bir
dizlerinin bağı devletlülerin
görünce Boğaz'da
üç İngiliz gemisini birden
ve çok bekletmeden de
istifa ettiler zaten
Türk
lüklerinden
korkuları
yalnızca
fırtınadan
ve gemiden
değildi
ve gemiden
değildi
kendileriydi
ki saraya
liyakat dairesinden değil
nikah dairesinden
girmişlerdi
ki saraya
liyakat dairesinden değil
nikah dairesinden
girmişlerdi
güneşin
bu kara bulutları dağıtacak
bir güneşin
yedi tepesinde birden şehrin
bu kara bulutları dağıtacak
bir güneşin
yedi tepesinde birden şehrin
mutlu bir haber gibi
yükseleceğine de
ihtimal vermediler..
bilirlerdi ki
bir devlet
yönetilebilirdi bir süre
iltimas ve rüşvetle
lakin
kurtarılamazdı ..
ve hemen
yeni bir bayrak sipariş ettiler
Britanya vitrininden
ve nakşettiler
ipek bir mendil üzerine
İslamın da anahtarını vermekte
yükseleceğine de
ihtimal vermediler..
bilirlerdi ki
bir devlet
yönetilebilirdi bir süre
iltimas ve rüşvetle
lakin
kurtarılamazdı ..
ve hemen
yeni bir bayrak sipariş ettiler
Britanya vitrininden
ve nakşettiler
ipek bir mendil üzerine
İslamın da anahtarını vermekte
hiç beis görmediler
yeni efendilerine
al bayrağı
alnındaki yazı gibi
hep yanında taşıyanlar için de
kalmadı Konstantiniyye'nin
mutlu ve güzel bir ânı
her geçen gün daha fazla
kaplıyordu resmi gölgeler her yanı
batarken Balta Limanı'nda o büyük devir
gayriresmi bir kayıkla
terk ettiler Konstantiniyye'yi
bir bir
yeni efendilerine
al bayrağı
alnındaki yazı gibi
hep yanında taşıyanlar için de
kalmadı Konstantiniyye'nin
mutlu ve güzel bir ânı
her geçen gün daha fazla
kaplıyordu resmi gölgeler her yanı
batarken Balta Limanı'nda o büyük devir
gayriresmi bir kayıkla
terk ettiler Konstantiniyye'yi
bir bir
yerle bir edilmişti imanı
tebânın
tebânın
bir şeyhin
dizlerinin dibinde
eğiliyorlardı mütemadiyen
lakin
doğrulmak..
doğrulmak
ne zor bir eylem
ne zor bir kelime
Mütareke günlerinde
Konstantiniyye'de
dizlerinin dibinde
eğiliyorlardı mütemadiyen
lakin
doğrulmak..
doğrulmak
ne zor bir eylem
ne zor bir kelime
Mütareke günlerinde
Konstantiniyye'de
şehirliler
şeyhin
şeyhin
köylüler
tefecilerin elindeydi
şimdi sorsan
böyle diyen herkes müfteri
tefecilerin elindeydi
şimdi sorsan
böyle diyen herkes müfteri
birinin elindeki
kalbiydi halbuki şehrin
kalbiydi halbuki şehrin
öbüründeki de
mazinin veresiye defteri
devletlüler..
balçıktan
güneşi söküp çıkaranların
mazinin veresiye defteri
devletlüler..
balçıktan
güneşi söküp çıkaranların
hafifletmek şöyle dursun
bir an yüklerini
yanarken baştan başa ülke
yine kendilerine ayırdılar hep
makamların büyüklerini
gün
daha batmadan
yola çıkanların da
ayağına nasır
boynuna urgan oldular
ne yolcular unutur bunu
ne nasır
ne de urgan
ve sözlükler vermez
bazı kelimelerin anlamını
bir an yüklerini
yanarken baştan başa ülke
yine kendilerine ayırdılar hep
makamların büyüklerini
gün
daha batmadan
yola çıkanların da
ayağına nasır
boynuna urgan oldular
ne yolcular unutur bunu
ne nasır
ne de urgan
ve sözlükler vermez
bazı kelimelerin anlamını
her zaman
taa
ciğerden gelirse
taa
ciğerden gelirse
karanlığı aydınlatır bir tarafı
diğer tarafı da gündüzü
kimine
bir bağ gerekir yaşamak için
böyle zamanlarda
kimine de sadece
üstü açık bir gökyüzü
duru ve berrak
bir göğü düşleyenler için
sadece deniz değildir mavi
ve
kıyıya yaklaşan
eski bir balıkçı kayığında da
taşınabilir can suyu
kırda açan çiçeklere..
mayısın on dokuzunda
payitahta uzak topraklara
Bandırma ile ulaştırılan da
yalnız demir silahlar değil
"çelikten bir imandı"
onlarca yıl geçse de aradan
dağ taş
bunu bildi
hep böyle andı
Sultan
altın verdi mi bilinmez
yola çıkarken Kumandan Kemal'e
ama tacını verdi
az şey mi?
bir bağ gerekir yaşamak için
böyle zamanlarda
kimine de sadece
üstü açık bir gökyüzü
duru ve berrak
bir göğü düşleyenler için
sadece deniz değildir mavi
ve
kıyıya yaklaşan
eski bir balıkçı kayığında da
taşınabilir can suyu
kırda açan çiçeklere..
mayısın on dokuzunda
payitahta uzak topraklara
Bandırma ile ulaştırılan da
yalnız demir silahlar değil
"çelikten bir imandı"
onlarca yıl geçse de aradan
dağ taş
bunu bildi
hep böyle andı
Sultan
altın verdi mi bilinmez
yola çıkarken Kumandan Kemal'e
ama tacını verdi
az şey mi?
O da
hakkını verip tacın
teslim etti
gerçek sahibine..
bin dokuz yüz yirmi üçün
ekiminde
hakkını verip tacın
teslim etti
gerçek sahibine..
bin dokuz yüz yirmi üçün
ekiminde
Mayıs'18/Ankara
Murat Usta
* İstanbul için kullanılan Konstantiniyye ya da Konstantinapol ismi maalesef Cumhuriyet Döneminde kadar devam etmiştir. Hatta Mütareke günlerinde işgal güçleri tarafından iyice vurgulanmış ve var olan İstanbul Hükümeti tarafından da önemli bir tepkiyle karşılaşmamıştır. Bu yüzden o dönemin siyasi havasını tam olarak yansıtmak amacıyla şiirde İstanbul yerine Konstantiniyye ismi kullanılmıştır. Tamamen kullanımdan kaldırılması ise 1929 yılında olmuştur. Bu tarihte başka ülkelerden gelen mektup ve posta kartlarında İstanbul isminin doğru yazılmaması durumunda postanın geri gönderileceği bütün dünyaya ilan edilmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder