4 Mart 2017 Cumartesi

HÜRREM - SÜLEYMAN - MUSTAFA

ısrarla
tenbihlenmişti ona
başını hep öne eğmesi
ve bakmaması yüzüne
haremine girdiği padişahın

o dinlemedi
kaldırdı başını
çekti kuzeyden getirdiği
ailesinden miras tek silahını

ve aşarak
bakışlarındaki kapıkullarını padişahın
çekinmeden
o yüzdeki her daim sefere hazır yeniçerilerden

baktı gözlerine
tanrının
yeryüzündeki gölgesinin

ve bütün kuralları
yeniden belirlendi
yedi iklim dört köşenin
sarayın, sultanın ve saltanatın

..............................

Süleyman
onuncu Osmanlı padişahı
Sultan Mehmet Han oğlu
Sultan Beyazıt Han oğlu
Sultan Selim Han oğlu
Sultan Süleyman

hükmediyordu dünyaya
hâkimiydi üç kıtanın
ve krallara taç giydiren sultanıydı cihanın

bunca unvan arasında
hatrı sayılmazdı ama
babasıydı
gözlerini kızıl elmaya dikmiş
Şehzade Mustafa'nın..

ve şimdi
yüzyıllardır kaldırılamayan
insanın insana kulluğunun, köleliğinin
o da tadına varıyordu gözlerinde
kor tenli
kızıl saçlı
Rutenyalı bir kölenin

...

Hürrem
kurduğu hayalleri
devrin en güçlü surlarına asılı kalan küçük kız
Hürrem
esir pazarlarından saraya sürgün

acımamalıydı
ilk o öğretildi
yaşatmak için oğullarını,
öldürmeliydi
ki nizamı alemin devamı
ve bekası için devletin
vacipti
katli kardeşin
kuralı buydu
köle olarak girdiği
bu görkemli sarayın

ve
o da uydu
bütün kurallara
       
kim çıktıysa yoluna
bilerek ya da bilmeden
bir bir aldı canını
                  hiç düşünmeden

önce hükümdarın sırdaşı
çocukluk arkadaşı
o kudretli sadrazamın,
Pargalı İbrahim'in

ve ardından
veliahtını aldı tahtın
kızılelmaya giden son gemi
limanda kaldı
duvarlar bile bilirken her şeyi
ne sultan ayaldı
                             ne süleyman!
gözlerdeki feri
saraydaki en güzel yeri aldı

...

Mustafa
Mahidevran'dan olma oğlu Süleyman’ın

o da
ayırmadan daha kılıcını kınından
ve bakınmadan etrafına
uzattı sakallarını
ve çekti tuğrasını
                      kendi fermanına

derler
ki
böyle
       kayıp da
düştü
sultanın
gözünden
bir Acem halısı üstüne

                   ......

Şehzadenin isyanı
bir ferman bir kağıt
sonra yine koptu fırtına
ne Cihangir kaldı
                         ne Beyazıt
bırakıp da gittiler
bir başına Süleyman'ı

Mustafa'nın ölümü
Cihangir'in
ve dahi Beyazıt'ın ölümü
Sultan'a
o ilk öğüdü
hatırlatma biçimiydi belki de kaderin

"ey oğul
mağrur olma ki;
              engelleri aşasın!
insanı yaşat ki;
                   devlet yaşasın!"

--Bir Tarih Öğretmeni--
Ağustos'13/Ankara

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder