Yürürdük
gündüz güneş
gece yıldız ve ayla
aramızda yalnızca bir keçe vardı
fırtınayla
Tuna'da akan da bizdik
Kudüs'e bakan da
Yazık!
durduramıyoruz şimdi
etraftaki talanı
geçtik uzaklardan
kendi kıtamız artık savaş alanı
ne silahlarımız
yeterince yerli
ne de atlarımız
tam eyerli
ve "deniz gibi düşman"
kapladı her yanı
kolluyorlardı asırlardır
böyle bir anı
korkma sen yine de
doğrulup dirilirsek yeniden
zaman
bizim için yine
fetih zamanı
bağırıp durma yeter ki
hayır yok
top tüfek gürültüsünde
usulca yere bırak kinini
ağırlık yapar üstünde
böyle geçemeyiz biz
bu denizi
sakın güvenme
köprüden seni överek geçenlere
sessizce okuduğun kitaba güven
ve uykusuz gecelerine
yetim bir çocukla paylaştığın lokmaya
çıkarıp da ayakkabılarını
oturduğun sofraya güven
taşlasalar da
kalın duvarlar örme halkla arana
bırak
ışığın kamaştırsın
sana nefretle bakan gözleri
ve lanet etme
düştüğün bir pusuya
Yusuf'u düşün!
onu düşürenler de kardeşleriydi
o derin kuyuya!
yoksulluğu dert etme
helal bir aşın
milyonlara yeter
bir kaşığı
hemen doğmasa da olur güneş
paylaşırsak yeter de artar bize
küçük bir mum alevi
ya da bir ay ışığı
yere düşer bu bayrak diye korkma
karıştırma sen yeter ki
haramı helali
bilirsin
bayram yapmaz bu millet
göremezse
yıldızın yanında hilali
takılıp düşsen de kesme umudu
sana inanan
hiç bir neferden
yiğitsen
kalkarsın er geç düştüğün yerden
anladıysan
başka el arama
okuduğun kitap tutar
kaldırır seni
anlamadıysan
boşver zaten
bütün bu söylediklerimi..
Murat Usta
Nisan'17/ Ankara
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder