17 Kasım 2018 Cumartesi

SON BAHAR

yaz bitti
siz
söylemeyin yine de
her yerde

kuşlar..
kuşlar uçmasın da ne yapsın!

Eylül'17/ Ankara
Murat Usta

3 Ekim 2018 Çarşamba

ÇİTLER ve ÇiMENLER

Tarım devrimi başladığından beri çit örüyor insanoğlu
ağaçtan taştan..
tunçtan demirden..
eline geçen her şeyden
hep daha korunaklı
hep daha sağlam

içindeyiz ama hep biz çitin
dünya ise etrafında
teoriler.. ideolojiler.. stratejiler
hepsi yeni bir sınır
hepsi yeni bir duvar
evet yemeyelim hakkını
gönle olmasa da göze hoş
hiç eksik değil hiç birinin  parlaklığı.. şaaşası
sen ilerleme de buna
ben kocaman bir kafes inşası

taş devrinde yoktu böyle bir zulüm
karıncalar ve kuşlar için de yok hâlâ

daha iyi saklanıyordu halbuki insan
duvarlar örmeden önce

sahi bu duvar
yalnız
     karşı tarafa mı duvar

yükseldikçe
yer çekimi de artıyor tabi
bak kurumuş bir yapraktan daha hızlı düşüyor çocuklar toprağa
tam ortasında dünyanın

uygun adım yürümeler hep boşuna demek
boşuna söyleniyor marşlar
kalıcı değil çünkü burda
                          kimsenin ayak izi
çökmese zifiri bir karanlık
göremeyiz biz
                          birbirimizi

kendi yapıyor insan
hep daha öldürücü şeyleri
sonra
öldürüyor onlar da

ve
kendi inşa ediyor insan
kendi koyuyor hep sınırları
kendi
kendi
kendi
sorarlarsa söylersin
işte insan
       böyle tükendi

Murat Usta
Ekim'18/Ankara



9 Eylül 2018 Pazar

KUŞLAR ve İNSANLAR

Kuşlar
gibi değildir insanoğlu

yakında
bir gezegeni olmasını isteyecek mesela
sonra daha büyük bir gezegen
sonra daha büyük..
daha da..
daha..
hep daha..

düşünürsen
buradaki kafiye kadar anlamsız bir serüven!

bir de onlara yetişmeye çalışanların trajedisi var
üsttekilerin de en büyük şansı bu belki de

hayatımızı hızlandıran ve kolaylaştıran ne varsa
hep hayatımızdan çalar
işte insan
herkesin bildiği
ama anlamadığı şeylerin uçurumunda yaşar

düşündün mü hiç
kuşlar gibi uçmaya harcadıkları enerjiyi
neden onları anlamak için kullanmadı insanlar bugüne kadar

çünkü anlamak
karıncayı yük yapar insanın sırtına

kuşu da

sobanın üstünde sürekli fokurdayan şeye sen çaydanlık dersin
oysa o
küçük bir çocuğun
kocaman yanardağı
ve
çayın ve çaycının halinden anlarsan bir kez hayatında
sonra
hep
kendin doldurursun bardağı

anlamak
insan olana
ne muazzam bir mutluluk
ne muazzam bir kale
hatta
insan olmanın tam yarısı
diğer yarısı da dem
zamanla oluşuyor yani insan
biraz da su gerekiyor sanırım
akışkan şeylerin mutlu etmesi  insanı hep bundan
durdukça kokar çünkü
böyle söylerken
bazı fikirler geliyor insanın aklına
hiç bir insanın aklından gelmeyen fikirler
hâlâ yapılabilecek şeyler geliyor
sonra
binlerce insan geliyor bir de
tek bir akılla idare eden...
ve hemen
insanın omuzları üzerinde taşıdığı hazinenin kapısı geliyor
kapı
yalnızca içerden açılmaya ayarlı
dışardan tekmelemek beyhude bir uğraş
hatta zararlı

insanlarda bulamadığımızı çayda aramamız hep bundan

ve neden
kuşlar uçar da
insan uçamaz hâlâ

üstünde uçar çünkü kuşlar  dünyanın
sırtına almaya çalışmaz onu

insan
biriktirdiği günlerin
kumbaraya attıkları değil
doyasıya yaşadıkları olduğunu da anlayamadı hâlâ
böyle giderse de korkarım anlayamayacak hiç
kuşlarsa farkında herşeyin

bak
bir sır daha vereyim sana
dilinden anlasan da kuş ölür..

ama
seni hatırlasın!

Murat Usta
Eylül'18/Ankara

2 Eylül 2018 Pazar

İNSAN HÜCRESİ

çeperi yok hücrelerimizin
ne kadar atsak da içimize
sızıyor
ve taşıyor hatta
kim koydu bunu içimize
nedir bu
gözesi görünmeyen ince uzun dere

iyi tarafı da var aslında
durmayız biz
beğenmediğimiz yerde

ve
köklerimiz değil
kalbimiz bağlar bizi
                bağlandığımız yere

Murat Usta
Temmuz'18/Ankara




29 Ağustos 2018 Çarşamba

ÇİÇEKLER VE ŞİİRLER

çiçekleri oku
ve hiç bir şiire basıp da geçme
biri yaradanın
diğeri yaradılmışların sırrını saklar içinde

ve ikisini de
açık havada gör mümkünse
kapalı kapılar ardında
daha güzel açsa da şiirler
şairleri
en aydınlık günlerinde görmeli

ve aydınlık günlerde de değmeli bir insanın eli bir diğerinin eline
karanlıkta sığınır zaten insan daha güvenli birine

çiçekler ve şiirler
biri varlıktan diğeri yokluktan beslenir
bilir misin
bir çiçek başka bir çiçeğe nasıl seslenir
ve yine
bir çiçek bir şaire
nasıl
anlatır derdini
yapraklarının arkasından
ve bir şair nasıl o çiçeğe dönüşür
bunca yaşadıklarının arasından

çiçek olmanın bedeli midir
kökünün hep aynı yerden saplanması dünyaya
söyle
şairliğin sınırlarını kim çizer
çiçekler mi
ya da şairliğin havası
bunca ses arasından nasıl solunur
ve aslında
hep aynı yere bağlandıkça mı çiçek olunur

şiirin insana anlattıkları mı
çiçeklerin şairlere
yaşattıkları mı
söyle
hangisine kul olunur
bir insanın kısacık hayatında
söyle
hangisi daha makbul olur

korkarım
artık
ne bir çiçeğe bakıp da hemen geçebileceksin
ne de şiirlere basıp da

biliyorsun artık
bir çiçeğin göründüğünde yanarken canı
şairin ki
          görünmediğinde

Murat USTA
Ağustos'18/Ankara







4 Ağustos 2018 Cumartesi

ENVER

dağlar ardındaki sesi
duyup da yürüsen yine Turan'a
yalınayak da olsa
çıkarız ardından yola

korkma
soğuktan
sıcaktan ve sair dertten
koşar adım geliriz biz
and olsun
elimizden tutan Kur'an'a

varsa evvelki meseleden
bir kırgınlığımız bir hesabımız
sana değil
senden emri aldığımızda
sağ kalamadığımız içindir

bu yolda ölüm hak
sanma ki üzülürüz ölüme
feryadımız
Türk'ün hayatındaki o bölüme
zafer yazamadığımız içindir

ruhumuz coşkun bir ırmak
bir nehir
varsa sözümüzde bir zehir
kendi yatağımızda
                 akamadığımız içindir

bilirsin
bizim için sınır
ne Kafkaslar ne de Çin'dir.
yandıysak biraz evvel
ceddimizin terk ettiği diyara
      diri varamadığımız içindir.

evet
geride
öksüz dul yetim
kalanlarımız da oldu
orda da
zerre
yoktur sana bir sitemimiz
varsa bir kızgınlık bir öfke
aşıp da karlı dağları
yanına varamadığımız içindir

şikayetimiz var evet
lakin
sen atıldığında son kez ileri
kanımızı kanına
                  katamadığımız içindir

döşeğinde ölmek yaraşmazdı zaten sana
şimdi bizim de hüznümüz
Çegan köyünde, yanında
şöyle upuzun
yatamadığımız içindir

gücenme
temellerini attığın köprü
kurulmadıysa hâlâ
senden sonra çok zaman
o tarafa
             bakamadığımız içindir


...
Hacı Ahmet oğlu İsmail Enver!
senin yerin en güzel yer
zamanın en güzel zaman
dünya
unutursa seni
küçük bir lâhza bir an
bil ki
göğsümüzdeki hilâli
bir uçtan öbür uca
                   asamadığımız içindir

söz verdik
o karlı kış günü
sonra and içtik her sabah..

Murat USTA
Ağustos'18/Ankara





21 Mayıs 2018 Pazartesi

TENOCHTİTLAN

Muazzam bir şehirdi Tenochtitlan
siz bilmezsiniz
orda yaşayanlar da
                            bilmezdi

tanrılar
için
insanlar
kurban etmekle meşgullerdi
orta yerinde
Amerika'nın
Kolomb
varmadan önce

ya
ne kadar insan yaşıyordu
yeni kıtada,
sonra ne kadar daha yaşadı
İnkalar,
Mayalar, Aztekler
                               kaç kişi

bazı sayılar var tabi
lakin
istatistik bilimi
uğraşır
ama
tam açıklayamaz...

Kolomb
vardıktan sonra da
değişmedi
hızlandı sadece
                     bu kurban işi..

Murat Usta
Mayıs'18/Ankara

19 Mayıs 2018 Cumartesi

KIR ÇİÇEKLERİ

sene
bin dokuz yüz on sekiz
yaşamak
inanılmaz bir fikir gibi duruyordu
Konstantiniyye*'nin caddelerinde

ve çözülüyordu bir bir
dizlerinin bağı devletlülerin
görünce Boğaz'da
üç İngiliz gemisini birden
ve çok bekletmeden de
istifa ettiler zaten
                     Türk
                      lüklerinden

korkuları
yalnızca
fırtınadan
ve gemiden
değildi
kendileriydi
ki saraya
liyakat dairesinden değil
nikah dairesinden
                             girmişlerdi

güneşin
bu kara bulutları dağıtacak
                            bir güneşin
yedi tepesinde birden şehrin
mutlu bir haber gibi
yükseleceğine de
ihtimal vermediler..

bilirlerdi ki
bir devlet
yönetilebilirdi bir süre
iltimas ve rüşvetle
lakin
kurtarılamazdı ..

ve hemen
yeni bir bayrak sipariş ettiler
Britanya vitrininden
ve nakşettiler
ipek bir mendil üzerine
İslamın da anahtarını vermekte
hiç beis görmediler
         yeni efendilerine

al bayrağı
alnındaki yazı gibi
hep yanında taşıyanlar için de
kalmadı Konstantiniyye'nin 
mutlu ve güzel bir ânı
her geçen gün daha fazla 
kaplıyordu resmi gölgeler her yanı
batarken Balta Limanı'nda o büyük devir
gayriresmi bir kayıkla
terk ettiler Konstantiniyye'yi
                                                 bir bir


yerle bir edilmişti imanı
tebânın
bir şeyhin
             dizlerinin dibinde
eğiliyorlardı mütemadiyen
lakin
doğrulmak..
doğrulmak
ne zor bir eylem
ne zor bir kelime
Mütareke günlerinde
                   Konstantiniyye'de

şehirliler
               şeyhin
köylüler
tefecilerin elindeydi
şimdi sorsan
böyle diyen herkes müfteri
birinin elindeki
kalbiydi halbuki şehrin
öbüründeki de
mazinin veresiye defteri 

devletlüler..
balçıktan
güneşi söküp çıkaranların
hafifletmek şöyle dursun
                        bir an yüklerini
yanarken baştan başa ülke
yine kendilerine ayırdılar hep
           makamların büyüklerini

gün
daha batmadan
yola çıkanların da
ayağına nasır
boynuna urgan oldular

ne yolcular unutur bunu
ne nasır
ne de urgan
ve sözlükler vermez
bazı kelimelerin anlamını
                                   her zaman
taa
ciğerden gelirse
karanlığı aydınlatır bir tarafı
diğer tarafı da gündüzü
kimine
bir bağ gerekir yaşamak için

böyle zamanlarda
kimine de sadece

               üstü açık bir gökyüzü

duru ve berrak

bir göğü düşleyenler için
sadece deniz değildir mavi
ve
kıyıya yaklaşan
eski bir balıkçı kayığında da
taşınabilir can suyu
kırda açan çiçeklere..

mayısın on dokuzunda
payitahta uzak topraklara
Bandırma ile ulaştırılan da
yalnız demir silahlar değil
"çelikten bir imandı"

onlarca yıl geçse de aradan
dağ taş
bunu bildi 

                                hep böyle andı

Sultan
altın verdi mi bilinmez
yola çıkarken Kumandan Kemal'e
ama 
tacını verdi

az şey mi?

O da
hakkını verip tacın
teslim etti
gerçek sahibine..

bin dokuz yüz yirmi üçün 
ekiminde

Mayıs'18/Ankara
Murat Usta


 * İstanbul için kullanılan Konstantiniyye ya da Konstantinapol ismi maalesef Cumhuriyet Döneminde kadar devam etmiştir. Hatta Mütareke günlerinde işgal güçleri tarafından iyice vurgulanmış ve var olan İstanbul Hükümeti tarafından da önemli bir tepkiyle karşılaşmamıştır. Bu yüzden o dönemin siyasi havasını tam olarak yansıtmak amacıyla şiirde İstanbul yerine Konstantiniyye ismi kullanılmıştır. Tamamen kullanımdan kaldırılması ise 1929 yılında olmuştur. Bu tarihte başka ülkelerden gelen mektup ve posta kartlarında İstanbul isminin doğru yazılmaması durumunda postanın geri gönderileceği bütün dünyaya ilan edilmiştir. 

17 Mayıs 2018 Perşembe

FİLİSTİN

Filistin'e barış, biz Filistin bayrağı taşıdığımızda değil; Filistin'de Türk bayrağı taşındığında gelecek! 

Mayıs'18/Ankara
Bir Tarih Öğretmeni

14 Nisan 2018 Cumartesi

KAYIP MİNARE

yıkılalı çok oldu Ortadoğu'da minareler
Ezan seslerini takip ederek birbirine ulaşan insanlar da
artık yerdeki kan izleri ile buluyorlar birbirlerini
bulamıyorlar aslında 
bulunanlar sadece insana ve insanlığa ait bir kaç küçük işaret
küçük bir torbaya sığacak kadar

yalnızca Allah'ın emrine uyarak
kuru bir çölden
büyük bir medeniyet çıkaran insanların evlatları
gelmemeliydi bu hale

yankilerden yardım isteyenler var bir de
Holivood filmleri ile büyüyen nesiller bilmez ama yankiler zalimdir
anlatın bunu çocuklarınıza

kaldırabilirseniz tabi ekran başından

Murat Usta
Mart'18/ Ankara


22 Mart 2018 Perşembe

DUA

Allahım bu mübarek gecede öncelikle biz öğretmenlerin çalışma azmini artır. Bir öğretmen düzelirse bir nesil kurtulur. Bizi boş boş konuşanlardan değil; ülkemize ve insanlığa yararlı hizmetlerde öncülük yapanlardan eyle! Öğretmenle imamı çatıştıranların şerrinden sana sığınırız. Sen ülkemizdeki imamların da öğretmenlerin de aynı şuur ve çalışma azmiyle görevlerini yapmalarını nasip eyle!

Öğrencilerimizin sana karşı hataları varsa affeyle; bize ve kendilerine karşı hatalarında da bize o hatalarını nezaketle fark ettirecek güzel yöntemler ihsan eyle! Biz öğretmenlere ve öğrencilerimizin velilerine hiç bir çiçeğin vaktinden önce açmayacağını fark etmeyi; bundan hareketle de her öğrencinin farklı özelliklere ve farklı gelişim hızına sahip olduğunu idrak ederek, öğrencilerimize karşı gerekli sabrı göstermeyi nasip eyle!
Bizleri yardım etmeye çalışırken çirkinleşenlerden ve öğrencilerimizin içindeki hevesi tamamen kaçıranlardan eyleme!  Bizlere ve onlara doğru yolu buldurup, o yolda her daim birlikte yürümeyi nasip eyle!  Öğrencilerimiz kendilerinde saklı cevherlerin farkında değiller sen bu cevherleri keşfetmelerini nasip eyle Allahım!
Bir zincirin sağlamlığının, zincirin en zayıf halkasının gücüyle ölçüldüğünden hareketle, öğrencilerimizin derslere sürekli ve zamanında katılmalarını nasip eyle!  Öğrencilerimiz ders için ön hazırlığın ne kadar önemli olduğunun farkında değiller sen konunun önemini idrak etmelerine yardımcı ol Allahım. Bizlere ve öğrencilerimize okulda ders dinlerken ve evde ders çalışırken mühendislerin titizliğinden,  doktorların hassasiyetinden, cephedeki Mehmetçiklerin sorumluluk bilincinden ve gelmiş geçmiş büyük liderlerimizin ileri görüşlülüğünden ihsan eyle Allahım! Hz Ebubekir’in bağlılığından, Hz Osman’ın hayasından, Hz Ömer’in  adaletinden, Hz Ali’nin cesaretinden ve sevgili peygamberimizin güzel ahlakından nasip eyle Allahım.

Bizlere geçmişimizde tarih olmuş ve günümüzde bize kader olan olayları doğru değerlendirmeyi nasip eyle Allahım! Senden ve birbirimizden başka kimsemiz yok!. Sana inanan bu kulların arasındaki dayanışmayı, sevgiyi muhabbeti artır. En büyük cihadın kişinin kendisine karşı gerçekleştirdiği cihat olduğunu hepimize idrak etmeyi nasip eyle Allahım!

Bizleri İslamı yalnızca belirli gün ve gecelere hapsedenlerden eyleme, ayetlerinin ve nimetlerinin farkına varmamızı sağla ve bütün günlerimizi ve gecelerimizi bereketli kıl.
Yalnız sana sığınır yalnız senden yardım dileriz. Bizi bu kutlu yolculukta yalnız bırakma Allahım. Amin

Mart'18/Ankara

YOL

bazen
yürür içine doğru insanın
yürüdüğü bütün yollar...
                  ...uygun adım
çekil bir köşeye otur,
                         yürüme sakın

her adım
yüzüne çarpan bir kapı
her adım
koparır gövdesinden adamı
her adım
bir cellat baltası

karışır
hava, su, toprak
karışır
birbirine nazire yaparak
her adımda
zindana düşer adam
karışır hikayelerin
                         sonu, başı
ve her adımda
düşer üzerine adamın    
                         bir gök taşı

--muratusta--
Ağustos'14/ Ankara

BÜYÜK RESİM

Gülünce sen
halaybaşı oluyorum ben
cansuyu veriliyor toprağa
yepyeni bir  pencere açılıyor
doğru yönden esiyor rüzgar
kulaklarıma değiyor tebessümün

gülünce sen
bir madenci feneri
yol gösteriyor bütün ülkeye
ve üç salıncak kuruluyor yüreğime
erken gidiyor eve
                       bir aile babası
ve yerine ulaşıyor hemen
sabah erkenden yola çıkan
                      bir anne duası
bir bir
yoluna koyuluyor bütün işler
ve büyük bir sorunu daha çözülüyor
ülkemin, ulusumun
ve daha da belirginleşiyor
büyük resmi
                    mutluluğun
gülünce sen..

--murat usta--
Nisan'15/Silopi

RÜZGAR

sen gittin
ve şehrin içinden akmaya başladı nehirler
nehirler şehrin içinde
şehirler insanın

sen gittin
ve erken başladı kar
yüzüme çarptı hep
"asma kilit takılı ahşap kapılar"
ve gittiğin günden beri
dünyanın bütün kapıları kapalı
bütün sokakları dar

sen gittin
ve ben taş yürekli
şehirler tanıdım
bir de kadir kıymet bilmeyen
                             arka sokaklar

sığındım
boğazımda demirleyen
öz cümlelerimin arasına
sığındım
paylaştıkça çoğalan
        bir lokmanın yarısına


yatağını arayan bir suyun
                              inadına
bir tarla kuşunun
                              kanadına
yıldızlarla dolu bir göğün
                           yedi katına

sığındım
sığındım
sığındım

umudum
bin bir yerinden
yamalı bir işçi tulumu
ben
o işçinin
        tulumuna sığındım

ve kavuşmak..
kavuşmak  dediğimiz şey
yol üstünde bir kontrol noktası
bir kavşak
elbette
kesişecek yolumuz

koştum geldim ben
sen de gel
bak her yanım
                yara izi
öyle bir kaç adım da yetmez
koşarak gel
            kurtar bizi

dola ellerini boynuma
sar beni
      iyice sar
kim bilir
         belki
              bizim de
bir sabah erkenden saçlarımıza
                     birlikte değer rüzgâr

--murat usta--
Eylül'14/Silopi