4 Eylül 2017 Pazartesi

KELİMELER - 4

tüm kelimeleri ruhumun
İpek Yolu'na düştü şimdi
gayriresmi bir geçit yaparlar ardından
ki düğümlüdür hepsi
ve biri var ki
yüz görümlüğüdür
                  yalnızlığımın

büyük bir kaygıdır
bırakmaz peşimi
Cudi'nin eteklerinde de keser yolumu
ve Silopi'nin Habur'a bakan tarafında
kaçak bir çayın
demlenmesini bekler kelimeler

ve neden ülkemde
hep bir karakalem çalışmasıdır
iki nehir arasında
ve bir genç kız tarafından
cama yazılmıştır
kara bir yazıyla
ve alnımızdadır
bilmem kaç yüzyıldır...

halbuki
ne derin bir anlamdı gözlerinde kelimeler
dökülmesi gerekmezdi dudaktan
hiç bir zaman
                    hiç bir yerde
bilirdim
ve ben o gözlerini
                     biriktirirdim

evet
uzaktan da
sarılmayı bilenlerin icadıdır
kelimeler
yoksa
gözün gördüğünde
                             söze ne gerek..

bir kelime yeterdi
kurtulması için dünyanın
şimdi ise
zihni saran
bir sarmaşık oldu hepsi
ve
çok değerli bir yalnızlık

evet
yalnızlık
seni barındırdığı kadar değerli
seni andırdıkça güzel
lakin
elimizden gelmeli artık bence
bir şeyler
neden
habersiz yaşıyoruz
böyle birbirimizden
ve neden hep
kar yağıyor kavuşmalarımıza kar
söyle
şimdi bu dünyanın
bir de
        cehennemi mi var.. 

Murat Usta
Eylül'13/Silopi



8 Ağustos 2017 Salı

KELİMELER

kelimeler
kadim kelimeler
bizim kelimelerimiz

göğün altında
mızrağın
örsün ve üzenginin hükümdarlığında
kutlu dağların
kutlu suyu verilmiş
yayları gerilmiş
ve bozkır rüzgarında kurutulmuş kelimeler


göğü çadır
güneşi bayrak bildiğimiz zamanların
ve at üstünde yük olmadığımız anların kelimeleri

çok olsa da ayrı düşeli
taşa yazılı bir pusuladır
                            bizim için
ne yana gitsek
gösterir hep aydınlık tarafı
ve her harfinin
yüklüdür de vebali
                   omuzlarımızda
üstte mavi gök
                       basana dek

soğuk bir sudur Erciyes'te
ısınsak biraz
ferahlatır hemen
ve serpilir yüreğimize

Mardin'de sıcak
Harput'ta tüten ocaktır kelimeler

bir selamla gelirse
                karlı bir kış günü
temiz bir havadır
iyi gelir
dosttan güzel bir haberle gelirse
                  daha iyi gelir
her şeye
          ama her şeye..

kelimeler
bir Karadeniz yaylasında
sisli bir akşam üstüdür
kuymaktır
usulca
sevdiğine sokulmaktır
ve anlamaktır
             hiç anlatılmayanı

kurda fırsat
kuzuya tuzaktır..
ve deli bir baldır
dünyaya sataşan
bir delikanlının dilinde

ve
ne söylersen söyle
çok uzaktır çok güzel bir kelime
ayağı hiç
taşa değmeyen birine

bir kelime
büyük bir ülkedir bazen
bir uçtan öbür uca geçiş
bir ömür sürer..

ve
eşsiz bir sığınaktır kelimeler
bir bir bozar her oyunu
ve tutar elini

bazen de
paslı bir bıçaktır
lime lime doğrar sesini
korkaktır, hayındır, alçaktır
                            belli eder yerini

hep
sis gerekmez aslında
güneşli bir günde de
tuzaktır kelimeler
gülüşünde
        gamzeli bir güzelin

bütün gerçeklerinden alır seni
apaçık ve çırılçıplaktır
ve korkaktır kimi zaman
güçlünün karşısında
alır şeklini
           girdiği her kabın
sessiz harflerle
ve başka hiç bir şeye
                değmeden yazılır

ayrı ayrı yerlerde söylemek yetmez
hep
birlikte söylemek gerekir aslında
yine de
dostların sessizliğine çarpınca sesi
bütün anlamını yitirebilir
bir kelime
               birden

ve işte
öyle bir zamanda
ademoğlunun
birleşip de diyemediğinde
mavi kelebekler kurmuştu
bağıran kelimelerle
en ağır cümlesini yeryüzünün

bizim de bilmem kaçıncı kez
                  boğazımızdadır artık
en söylenmesi gereken yerde
en söylenesi zamanda
söylenememiş
kursağımızda kalmış kelimeler..

bir kelime
bir ölüm emridir bazen
ki
mahir bir kumandanın dökülürken dudaklarından
ayağa kaldırır bütün bir ülkeyi
ve çok büyük harflerle yazılır

ve ilahî olandır en güzeli
bir mağarada da yakalar
içi aydınlık olan eli
ve yepyeni bir çağ
uzatır boynunu
bir güvercin yuvasının arkasından

ne kadar kaçarsan kaç
demirde tavdır
ve çok zor bir sınavdır
yaşarken söylenmiş tüm kelimeler
yalnız
dil ile ikrar yetmez
kalp ile de tasdik gerekir..

--muratusta--
Eylül'13 / Silopi

2 Ağustos 2017 Çarşamba

GECE

Yürürdük
gündüz güneş
                         gece yıldız ve ayla
aramızda yalnızca bir keçe vardı
                                          fırtınayla

Tuna'da akan da bizdik
Kudüs'e bakan da
Yazık!
durduramıyoruz şimdi
                   etraftaki  talanı
geçtik uzaklardan
kendi kıtamız artık savaş alanı

ne silahlarımız
                      yeterince yerli
ne de atlarımız
                             tam eyerli

ve "deniz gibi düşman"
kapladı her yanı
kolluyorlardı asırlardır
                       böyle bir anı

korkma sen yine de
doğrulup dirilirsek yeniden
zaman
bizim için yine
                       fetih zamanı

bağırıp durma yeter ki
hayır yok
          top tüfek gürültüsünde
usulca yere bırak kinini
                   ağırlık yapar üstünde
böyle geçemeyiz biz
                               bu denizi

sakın güvenme
köprüden seni överek geçenlere
sessizce okuduğun kitaba güven
ve uykusuz gecelerine
yetim bir çocukla paylaştığın lokmaya
çıkarıp da ayakkabılarını
oturduğun sofraya güven

taşlasalar da
kalın duvarlar örme halkla arana
bırak
ışığın kamaştırsın
sana nefretle bakan gözleri

ve lanet etme
               düştüğün bir pusuya
Yusuf'u düşün!
onu düşürenler de kardeşleriydi
                                   o derin kuyuya!

yoksulluğu dert etme
helal bir aşın
milyonlara yeter
                          bir kaşığı
hemen doğmasa da olur güneş
paylaşırsak yeter de artar bize
küçük bir mum alevi
                     ya da bir ay ışığı

yere düşer bu bayrak diye korkma
karıştırma sen yeter ki
                      haramı helali
bilirsin
bayram yapmaz bu millet
göremezse
            yıldızın yanında hilali
     
takılıp düşsen de kesme umudu
sana inanan
                  hiç bir neferden
yiğitsen
kalkarsın er geç düştüğün yerden

anladıysan
başka el arama
okuduğun kitap tutar
                                   kaldırır seni
anlamadıysan
boşver zaten
              bütün bu söylediklerimi..

Murat Usta
Nisan'17/ Ankara

3 Temmuz 2017 Pazartesi

İHTİMAL

Bir
adım atsak
- Sus!
- Konuşma!
Ve hep yerinde kal!
ama
Türk'üz biz
küçük de olsa bir ihtimal
                     tutar bizi hayatta

ve
gücüne
inansalar keşke duaların
biliriz biz
duyanlar için
saklı sırlar vardır ardında duvarların

yürüyelim
biz
birbirimize doğru
denizler de girse aramıza
elbet buluruz bir at bir nal
biraz da iyi giderse işler
bir gemi yaparız belki
              hadi olmadı bir sandal

bir çivinin  bir ülkeyi
kurtardığını anlatır eskiler
bak o küçük sandalla
sallarız dünyayı yerinden
ki bir kaç kere
yapmışlığımız da var hani
inanmazsan
Seddülbahir'de bir taşa
İnebolu'da bir arkadaşa sor

yıllarca yüzmedik diye korkma
esarette öğrendik biz o işi
bak işte
zayıf da olsa bir ihtimal
                  tutuyor bizi hayatta

dağların türküsüdür yalnızlık
şehirler böyle olmamalı
olmayacak yer
olmayacak zaman
                diye bir şey yok!

nerde ve ne zaman
görürsek birbirimizi
en doğru yer orası
en mükemmel an o an!

kara budun kara söyler
kandırma onlar gibi kendini
onlara göre zor
onlara göre ağır bu yük
onlara göre hep hayal..
hep böyleydi ki
ve hep küçük bir ihtimal
               tutuyor bizi hayatta

duyularımız yerinde ki
hissettik birbirimizi
ama hepsi
onlara göre kör
onlara göre sağır
onlara göre hep lâl

işte bu en zayıf ihtimal
            tutuyor ya bizi hayatta

uzanıp
tutunsak az, biraz
onlara göre kor
onlara göre yangın yeri
onlara göre kurur bu dal

korkma yürü
hayat, bu!
kopmaz her zaman
                        inceldiği yerden
varsa hala bir ihtimal
                      tutar bizi hayatta

Murat Usta
Temmuz '17/Ankara

10 Haziran 2017 Cumartesi

ANKARA -3

uzun bir yoldayız
varamasak da henüz
                             kendimize
ne biz Ankara'ya benzedik
                         ne de Ankara bize

ve
yeri
ve zamanı gelmedi diye
söylenmemiş her söz
ve cevaplanmamış her soru
kale gibi durur
                         belleğimizde..

istemesek de
gözlerimiz arıyor bak
                              İstanbul'u
galiba
ne galibiyiz biz bu savaşın
           ne de topyekün mağlubu
hakim olamadığımız
                uzuvlarımız var hâlâ

dört başı mamur bir cümle anlatamaz bizi
ya bir kelime fazlayız
ya da bir kaç harfimiz hep eksik

uzak diyarların yolcusuyduk
ağır geldi beynimiz bedenimize
sonra da böyle burda
                        karaya vurduk

ve şimdi
tomurcuklanıp da
açamayan günlerimiz kara
duyup da çığlığını
gidemediğimiz her yer
                                yara bize..

yürüyoruz
sarmak için yaralarımızı
yürüyoruz..
şükür ki
             kendimize doğru
belki de bu
yalnızca Ankara'nın uğuru

İstanbul'u
fethedenin de
süngüyle temizleyenin de
kesişmişti  bir zamanlar yolu
Ankara'da eski bir kalenin dibinde
o yol
bizi de terbiye ediyor şimdi

ve benzemesek de hiç birbirimize
yürüdükçe alıştık biz Ankara'ya
                 ve galiba Ankara da bize

Murat Usta
Haziran'17/Ankara

4 Haziran 2017 Pazar

KARANLIK

okumadan daha yazılanı
niyetleri okumaya çalışıyoruz
anlaşmazlıklarımız hep bundan

süslü kervanlarımız var
ve hiç biri yetmiyor
bir çocuğu
bir kuyudan çekip çıkarmaya

birini asınca
temize çıkacak her şey
ve
kurşuna dizersek bir kaçını daha
kurtulacak sanıyoruz dünya
sonra da aynı hikayeyi
başka kişileri de içine katarak
     baştan başlıyoruz yaşamaya

işte böyle
medet umuyoruz hepimiz
                            dökülen kandan
yanlış yerde duruyoruz beyler
aydınlanmaması yeryüzünün
                                işte hep bundan

bir şeytan var, evet var,
ki bu hakikat!
Lakin taşlarken onu
yaralıyoruz birbirimizi beyler!

oluk oluk oldu bak
                            dökülen kan
o oluklardan sızıyor işte
                          içimize şeytan

hep arkamızda kalıyor ışık
ya da
başucumuzda dursa da
                          tozlanıyor üzeri
bulamıyoruz yolumuzu
                         işte bu yüzden
ne geceleyin
                   ne de gündüzleri

Murat Usta
Mayıs'17/Ankara

2 Haziran 2017 Cuma

CAN SUYU

Yağmur affetsin
boşuna yağdı
             yıllarca üzerimize..

Dağ taş
börtü böcek affetsin
Cezayir, Musul, Yemen,
Tunus, Trablus, Şam affetsin bizi..

tutulmuştu her yanımız
kalkamadık yerimizden
                             bir türlü ayağa
başkasının da değil
     kendi çaktığımız çivilerle
                     çivilenmiştik yatağa

ve
birbirini yaralamaktan
ne
yaşamaya
vakit bulabilmişti dedelerimiz
ne de aşka
ama
     bu çocuklar başka!

Yere düşen nimeti
kaldırır gibi kaldıracaklar
                           bu milleti ayağa
siz kirletmeyin yeter ki
can suyudur bu çocuklar
               bu bereketli  toprağa

üzülme
aramızda derin kırıklar var diye
kırgın
kızgın
ve küskün
ve aksi
ve çok yaramaz kardeşlerini de alıp yanlarına
yerdeki kırıntıları toplar gibi
                        toparlayacaklar bizi


içinden geçenler dünyanın
 ayırmıştı
           yedi kıtayı birbirinden
sen çekinme
taşlar yeniden oynar
                                diye yerinden
attıkları her adımda
nezaket ve zarafet var
korkma
mülkün sahibini
                 tanıyor bu çocuklar

candan bir kale kuruluyor
                      bu bereketli hilalde
kapatıp da eski defterleri
                çalışmak lazım o halde!

toprağın da
  ayak uydurması için çağa
"silahlardan değil
   kitaplardan başlayıp hazırlığa"
çapalamak gerek her gün
biraz daha
                biraz daha..
                       
Murat Usta
Haziran'17/ Ankara
                        


30 Mayıs 2017 Salı

KURGAN

bir kurgandır kalbim
aklımda ne varsa içime attım
bir nehrin akışını
gözlerinin bakışını attım
üzerine çok yakışan maviyi attım sonra
saçlarının sarısını
bir ekmeğin yarısını attım

biriktirdiğim şiirler, şairler vardı

topladım bütün bir külliyatı
ceddimin
en öz deyişini attım
sonra bir sabah
ansızın gelişini attım yanına

çiçeklere baktım

tam atacaktım
bıraktım
lazım dedim
onlar bu dünyaya

kapattım gözlerimi

seni ilk gördüğüm
bir muhteşem ânı attım
çözüldü dizlerimin bağı
bağı attım..

orda

        bıraktım

yeniden

             yaşamak ümidiyle..

Murat Usta

Eylül'14/Ankara

30 Nisan 2017 Pazar

İSTANBUL

Yarısı
yaralıydı İstanbul'un
Kavuşamadı 
bir türlü
            iki yakası

boğazdan geçen hiçbir balık
tutamadı hiç,
denize düşen umutları
hepsi hepsi 
          bir oltaya
                  tutundu sadece...

görmedi ki hiç boğazı,
bir yarısı 
            İstanbul’un
                 yutkundu sadece...


Murat Usta
Eylül'13 Ankara

11 Mart 2017 Cumartesi

ÇANAKKALE

büyüktü Britanya
ve dolaşırdı destursuz
dünyanın hem karasında
                         hem denizinde
gözü,
kulağı ve eli vardı her yerde
                    güneş batmazdı üzerinde
Fransa
bir kralın
bir Fransızların ülkesiydi
hürriyet ve insanlık ateşiyle
                       tutuşsa da ikide bir
o da yaktı bastığı yerleri ânında
dünyanın
               karanlıkta kalan yanında..

ve basarak omuzlarına
                                kara kıtanın
yükseldikçe yükseldiler
söküp sattılar ciğerlerini toprağın
ve şimdi bakmadan yine
mevsimde kışa ve gözlerde yaşa
bekletmediler
                   onları da sürdüler bu savaşa

sustu insanlık
sustu sükut
karardı dünya
gökyüzünde güneş sustu
ve çelikten gölgeler
                            kinini kustu

Saldırdılar
kruvazör, drednot ve topla

Saldırdılar
Queen Elizabeth, Lord Nelson
ve Goliathla
ve Agamemnonla

Saldırdılar
gökte yıldız
kovanda arı kadardılar
üç bin yıl önceki zaferi de alıp arkalarına
Piyer Lermit'ten kalan
                        bir umutla saldırdılar

döverken toplar
                         bir sağı bir solu
Agamemnon biliyordu yolu
                                        atıldı hemen
tahta bir atla
       sızmıştı aynı yere
                                        çok önceden
ardından
       Bouvet, Ocean ve Soufren..
büyük bir gürültüyle girseler de boğaza
çoğu battı ya da yaralandı
çökerken bir devir
                     bambaşka bir devir aralandı

karaya çıkıp tutunsalar da az
                                                      biraz
kazdıkları çukurlara düşüp kaldılar
ve kararırken hava
ya da gün ağarmadan  daha
kara bağrından vatanın
                               sökülüp atıldılar

gün
gece
ve tarih
Homeros' un kalemiyle değil
süngüsüyle yazıldı Mehmetçiğin
Mehmetler
Ahmetler
Seyitler
1915'te
denizde, siperde 
ve ateşte dövüştüler
şükredip de her nefese
kuru ekmek
ve yağsız buğday çorbasını
                                    bölüştüler
ve sonra
suya ve toprağa değil
yükselip de göğe
bir milletin
               yüreğine düştüler
.....
ve yeniden ayağa kaldırmak için
                                            güzel günleri
havada yakaladı binlerce mermi
                                               bir diğerini
ve ne varsa
bir İngiliz kayığına binip de gelen
usulca çekildi sığındığı siperden 
ve suya düştü hepsi
            o en sağlam bağlandığı yerden

ve çekildiler
kırılan bir tespihten dökülen taneler gibi çekildiler
bir tövbekarın kalbindeki şer gibi
bir ihtiyarın gözlerindeki fer gibi çekildiler

ve yenildiler
beyaz bir buluta değil
fişek, dipçik, şarapnel ve 
                 süngüye yenildiler
daha uyanmadan dünya uykusundan 
güneşi doğuran kadınların
                  tertemiz dileğine yenildiler

Anadolu'dan
Makedonya'dan
Mezopotamya'dan akıp gelen
binlerce erin bileğine yenildiler

kara kuru
ya da
sarışın ve kısa
ama önüne geçtikleri orduyu
bir çağdan alıp
bambaşka bir çağa taşıyan
gözlerinde
derin bir denizin izleriyle yaşayan
ve tevekkül
evet tevekkül nedir anlamış
zabit ve kumandanların
küçük bir işaretine,
                              bir sesine
ve kafes nedir bilmeden
Hakka yürüyen aslanların
           son bir nefesine yenildiler

sıktılar boğazını
ama
ölmedi Türk!

Türk
         ölmedi!

bütün hesaplar
onu yakından görene kadar
güç, şan, şöhret ve yenilmezlik
Türkler
yüreğini namluya sürene kadar..

Biliyorlar bunu
sonra
daha da iyi bilecekler
ve yine gelseler 
  yine yenilecekler…

Murat USTA
Nisan'15 / Silopi

4 Mart 2017 Cumartesi

HÜRREM - SÜLEYMAN - MUSTAFA

ısrarla
tenbihlenmişti ona
başını hep öne eğmesi
ve bakmaması yüzüne
haremine girdiği padişahın

o dinlemedi
kaldırdı başını
çekti kuzeyden getirdiği
ailesinden miras tek silahını

ve aşarak
bakışlarındaki kapıkullarını padişahın
çekinmeden
o yüzdeki her daim sefere hazır yeniçerilerden

baktı gözlerine
tanrının
yeryüzündeki gölgesinin

ve bütün kuralları
yeniden belirlendi
yedi iklim dört köşenin
sarayın, sultanın ve saltanatın

..............................

Süleyman
onuncu Osmanlı padişahı
Sultan Mehmet Han oğlu
Sultan Beyazıt Han oğlu
Sultan Selim Han oğlu
Sultan Süleyman

hükmediyordu dünyaya
hâkimiydi üç kıtanın
ve krallara taç giydiren sultanıydı cihanın

bunca unvan arasında
hatrı sayılmazdı ama
babasıydı
gözlerini kızıl elmaya dikmiş
Şehzade Mustafa'nın..

ve şimdi
yüzyıllardır kaldırılamayan
insanın insana kulluğunun, köleliğinin
o da tadına varıyordu gözlerinde
kor tenli
kızıl saçlı
Rutenyalı bir kölenin

...

Hürrem
kurduğu hayalleri
devrin en güçlü surlarına asılı kalan küçük kız
Hürrem
esir pazarlarından saraya sürgün

acımamalıydı
ilk o öğretildi
yaşatmak için oğullarını,
öldürmeliydi
ki nizamı alemin devamı
ve bekası için devletin
vacipti
katli kardeşin
kuralı buydu
köle olarak girdiği
bu görkemli sarayın

ve
o da uydu
bütün kurallara
       
kim çıktıysa yoluna
bilerek ya da bilmeden
bir bir aldı canını
                  hiç düşünmeden

önce hükümdarın sırdaşı
çocukluk arkadaşı
o kudretli sadrazamın,
Pargalı İbrahim'in

ve ardından
veliahtını aldı tahtın
kızılelmaya giden son gemi
limanda kaldı
duvarlar bile bilirken her şeyi
ne sultan ayaldı
                             ne süleyman!
gözlerdeki feri
saraydaki en güzel yeri aldı

...

Mustafa
Mahidevran'dan olma oğlu Süleyman’ın

o da
ayırmadan daha kılıcını kınından
ve bakınmadan etrafına
uzattı sakallarını
ve çekti tuğrasını
                      kendi fermanına

derler
ki
böyle
       kayıp da
düştü
sultanın
gözünden
bir Acem halısı üstüne

                   ......

Şehzadenin isyanı
bir ferman bir kağıt
sonra yine koptu fırtına
ne Cihangir kaldı
                         ne Beyazıt
bırakıp da gittiler
bir başına Süleyman'ı

Mustafa'nın ölümü
Cihangir'in
ve dahi Beyazıt'ın ölümü
Sultan'a
o ilk öğüdü
hatırlatma biçimiydi belki de kaderin

"ey oğul
mağrur olma ki;
              engelleri aşasın!
insanı yaşat ki;
                   devlet yaşasın!"

--Bir Tarih Öğretmeni--
Ağustos'13/Ankara

21 Şubat 2017 Salı

BULUŞMA

kulaklarımızda
savaş baltalarının uğultusu
sardı her yeri
                yabancı bir buğu
ne yana dönsek
kıramıyoruz
içine hapsolduğumuz bu kabuğu

korkma
çalış sadece
ki uyansın bütün orta doğu

doğru kelimeleri bulalım yeter ki
ve unutmayalım
ikimiz değiliz önemli olan
biz olmasak da büyür
köşebaşında karanfiller
ve barışır
dün gece
kavga eden kardeşler
kavgaya bakma sen
kardeş onlar

ve karışır birden
tozsuz tertemiz bir hava
bizim de ciğerlerimize

bak
nasıl olsa oluşuyor ya işte yağmur
bir bahar günü tepemizde
üzülme
biz göremiyoruz diye karanfilleri
karanfiller
biz görmesek de büyürler

büyürken biz
küçüldü dünya
denize ulaşan sular gibi
buluşuruz biz de
büyük bir kıtanın karalarında
ve biri diğerinden daha iyi olmayan
bir yaşamın
                          satır aralarında

ama
bir başlıkta
buluşmalıyız bence
bütün evrenin ihtiyacı olan
           mutlu bir haber başlığında..

yürümeliyiz işte bu yüzden
yılgınlık
ve yorgunluk yakışmıyor bize
korkma er geç
                  geliriz kendimize

Neyse
düşünmeyelim yürüyelim biz
bak gördün
büyüyor işte
                   karanfiller
biz
ezmeyelim onları
                                yeter..

birlikteyken yolumuz belki
karanfillerle kaplı bir kıyıya da düşer
ama düşmese de olur
taşlı ve tozlu yollar da bizim için
yalnız umudumuz
                         düşmesin suya yeter

yürüyelim
ve mutluyken de
dikkat edelim bastığımız yerlere
üşenmeyelim
hep yürüyelim biz
Boztepe'ye de çıkarız belki
sisli bir günde de olsa
çok güzel görünür ordan Karadeniz
eğilip bakabilirsen eğer
alır aklını başından masmavi bir deniz
dalgalar parmak uçlarına değer

ordayken
hep daha önce neden gelmediğini düşünür insan
biz düşünmeyelim, yetinelim
biz hiç bir şeyi düşünmeyelim artık
yürüyelim

........

böyle
hiç bir şey
düşünmediğim zamanlarda da
gözlerine baksam diyorum hep
yalnız bu
yanımda olursan olabilecek bir mesele
gözlerin soğuk ve sert geçen bir kışın ardından açan ilk çiçek
gözlerin düşümde gördüğüm
                                  bir peri masalı
gözlerin beni iyi edecek en güzel şey
gözlerin bana gelecek en güzel hediye

mutluluk
hangi gün olacak bilmiyorum
                  ama ya pazartesi ya salı
biliyorum
yine gözlerin gerçekleştirecek
                                                o masalı

evet öyle güçlerin de var bilmelisin
daha iyi bir adam oluyorum mesela
gözlerine bakarken
iyi belleyesin bunu
ve yola çıkmadan daha
görürsem bir elif miktarı
vardığımız
her yer yeşil
     her yer deniz
hep yeşil
              hep deniz..

murat usta
Ekim'14/Ankara

18 Ocak 2017 Çarşamba

SAÇAK ALTI

bin hüznünü saklar
kenar mahallelerin duvar dipleri
yanı başından başı öne eğik geçenlerin

bin umudunu saklar
aynı mahallenin saçak altları
başını göğe yaslayıp hayal edenlerin

bin özlemini saklar
sokağın sonuna bakan pencere camları
zihnindeki surete sımsıkı sarılıp bekleyenlerin


bin feryadını saklar
asma kilit takılı ahşap kapılar
elleri cebinde düşer adım düşünenlerin


ne duvar dibi
ne saçak altı
ne pencere camı
ne de asma kilit takılı ahşap kapılar anlar seni
hele bir kere tersine akmaya görsün nehirlerin..

vazgeçme 
               sen 
                    yine de...

gün gelir 
hoşnut kalır Rabbin
aydınlanır ardından sabah
bin pencere birden açılır
ve gölgesi vurur mahalleye
saçak altında bekleyenlerin

Ve verilir sana
            kalbinden
                  geçenlerin


Murat Usta
Temmuz '13/ Eryaman

10 Ocak 2017 Salı

ÇAĞRI

Çıksa bir akşam üzeri 
                               gelse biri
bakmadan bu dağınık halimize
                                         girse içeri

bağdaş kurup otursa,
toplasa başına, toparlasa bizi
hal hatır sorsa,
ahdi hatırlatsa sonra
dile getirse
      verdiğimiz o ilk sözü

o demeden
            biz anlasak
bitirmeden daha sözünü
                     özünü tamamlasak


ne zaman üşür,
ne zaman düşünür insan
                       bunları öğretse bize
Aşk?
Aşk ağırdır! 
Girmese hiç o konuya
öğretebilirse
yaşamayı öğretse
                         insanca
bir de gülmeyi,
ve gülümsemeyi
                  öğretse kadere

Ben'i bıraksa
"Biz"i alsa yanına, kibrimizi sürse savaşa
ve ona
          ölmeyi emretse!


Ve dile gelse içimizdeki ses
bize yeniden  
             sevmeyi emretse!

-- Murat Usta--
Ağustos'13/Eryaman